|
::::Grammar clues::::
|
|
11-21-2006, 01:03 PM
Post: #1
|
|||
|
|||
|
::::Grammar clues::::
to lighten = 1. hafifletmek; 2. Işıtmak, aydınlatmak; ("to lighten up" pekiştirmesi güzel olur) "En-----" ön-eki veya "------en" son-eki ile yapılan başka fiillere örnekler: ÖN-EK: to encourage = cesaretlendirmek, yüreklendirmek, teşvik etmek to endanger = tehlikeye atmak, riske sokmak to enlarge = genişletmek to enrage = çok öfkelendirmek, küplere bindirtmek to enrich = zenginleştirmek to enfeeble = zayıflatmak, gücten düşürmek to enable = yapabilir (muktedir) kılmak, yapabilmesini sağlamak to encircle = kuşatmak, çember içine almak to enliven = canlandırmak (maçı, eğlenceyi, filan) to enforce = zorla yaptırmak SON-EK: to widen, to broaden = genişletmek (en veya alan) to lengthen = uzatmak (boy) to heighten = yükseltmek, daha yoğunluk kazandırmak to shorten = kısaltmak to strengthen = kuvvetlendirmek, güclendirmek to tighten = sıkılamak to loosen = gevşetmek (loose-en) to sharpen = keskinleştirmek, bileylemek to whiten = beyazlatmak to quieten = sessizleşmesini, susmasını sağlamak to soften = yumuşatmak Aynı sözcükte hem ön-ek hem son-ek: to enlighten = aydınlatmak (özellikle "kafasını" açıklığa ve aydınlığa kavuşturmak -- yani bizdeki "aydın"lara yapmamız gereken şey) Değişik nüanslar kazanabilir: They have a new "futuristic" jukebox. Maybe they're trying to lighten the place up a bit. = Ağır havasını biraz dağıtıp canlandırmak. .. Uyarı: Her gördüğünüz ad veya sıfata ekleyebileceğ inizi düşünmeyiniz. Neden bazen başa bazen sona geliyor? Bunu da hiç merak etmeyiniz. İşin içine Cermenik ve Latince kökler ile eski İngilizce'deki iki ayrı ekin de dahil olduğu karmakarışık bir problemdir. Zaten fazla merak da iyi değildir: Ezberleyiverin gitsin... ------------ --------- --------- --------- --------- ---- to raise = 1. yükseltmek, arttırmak; 2. "yetiştirmek" ... Bu yetiştirmek" fiili üzerinde biraz duralım: Normalde, çocuk yetiştirmek için "to bring up a child / children" kullanılır. İnsanlar için "to raise" biraz "soğuk anlamlı" bir sözcüktür. Normalde, "We raise cattle... We raise crops... We breed horses..." etc. Fakat, edilgen kullanımda, "I was raised by ------- ... The boy was raised in a --------" olanaklıdır. Ancak, "I was raised in an orphanage," cümlesini, "Yetimhanede büyütüldüm / yetiştirildim, " şeklinde değil, "Yetimhanede büyüdüm / yetiştim," şeklinde çevirmek Türkçe ifadeye daha uygun olur. Nitekim, "I was born in a small town," ifadesini de, "doğuruldum" değil "doğdum" şeklinde çeviriyoruz. ------------ --------- --------- --------- --------- ---- Çok işinize yarayacak dörtlü bir açıklama veriyorum: RISE, RAISE, ARISE, AROUSE rise - rose - risen : yükselmek, kalkmak, artmak (yukarı doğru hareket) raise - raised - raised : yükseltmek, arttırmak (yukardakinin geçişli hali) arise - arose - arisen : meydana gelmek, ortaya çıkmak (oluşum) arouse - aroused - aroused : duygu, heyecan vb. uyarmak ÖRNEKLER: Food prices rose by 3% in July... The sun rises in the east... Get up, will you? The sun has long risen (çoktan yükseldi)... She slowly rose from the bed and went into the bathroom... In July, OPEC countries raised the price of their oil sharply... She smiled back at him with a mischievous grin and slowly raised the pillow (yaramaz bir gülücükle baktı ve yastığı kabarttı)... (Wow!!) A completely new situation has arisen following last week's events... Yeni bir durum meydana gelmiş, ortaya çıkmış bulunuyor... Her explanation aroused my curiosity (= merakımı kabarttı)... A recent study has revealed that women are sexually aroused (= cinsel olarak uyarılıyorlar) by the odours given off by breastfeeding mothers and newborn babies... There's a flame that leads our souls astray No one's safe from its tender touch of pain And every day it's looking for new slaves To celebrate the beauty of the grave... |
|||
|
11-21-2006, 01:28 PM
Post: #2
|
|||
|
|||
|
RE: ::::Grammar clues::::
"Courage is what it takes to stand up and speak. Courage is also what it takes to sit down and listen." Anonymous |
|||
|
11-21-2006, 02:14 PM
Post: #3
|
|||
|
|||
|
RE: ::::Grammar clues::::
There's a flame that leads our souls astray No one's safe from its tender touch of pain And every day it's looking for new slaves To celebrate the beauty of the grave... |
|||
|
11-21-2006, 02:17 PM
Post: #4
|
|||
|
|||
|
RE: ::::Grammar clues::::
Deyimler: cleaning the Augean stables; Augean filth. Kral Augeas'ın ahırlarında başka hiçbir yerde birarada bulunmayan çok sayıda büyükbaş hayvan vardı. Ne var ki otuz yıldır temizlik görmemişti ve büyük pislik içindeydi. Temizlenmesi imkansız görünüyordu. Heracles'e ölümsüzlük kazanabilmesi için koşulan 12 büyük görevden beşincisi -- biraz da onu aşağılamak için -- bu ahırları temizlemek oldu. Kahraman Heracles iki büyük nehrin yatağını değiştirerek, görevi başarıyla tamamladı Öykünün Augeas için mutlu sonla noktalandığını söyleyemeyiz. Boş bulunup, görevin yerine getirilmesi halinde hayvanlarının onda birini Heracles'e vereği taahhüdüne girmişti; ama şimdi sözünü tutmayı reddediyordu. Sonuçta Heracles Augeas öldürüp, ülke yönetimini kendisine başından beri destek vermiş olan oğlu Phyleus'a vermiştir. the Augean task of reforming the bureaucracy. .. The government ought to attend to cleaning its own Augean stables. British thought has never been cleansed of the Augean filth of imperialism. It is still there, breeding lice and vermin. ------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- - Bacchanalia /bı-kı-NEYL-iı/ = "içkinin su gibi aktığı", genellikle de cinselliğin "doruğa çıktığı" grup halinde eğlence. Örnek: a Bacchanalian orgy bacchant /bı-KANT/, /bı-KÆNT/ = kendini bu tür eğlencelere vermiş veya katılan kimse. Çoğul: bacchants Roma şarap tanrısı Bacchus'un adından geliyor. Bacchus, Yunan Dionysus'un Roma versiyonudur. Her iki tanrıyı da "başıbozuk ve düşkün" sıfatlarıyla değil, eğlenceyi seven rafine kimlikleriyle değerlendirmek gerekir. MÖ 200 yıllarından başlayarak Etrüskler üzerinden İtalya'ya girmeğe başlayan gizli ve gizemli Bacchus ritüellerine ilk zamanlarda yalnızca kadınlar katılırmış. Giderek her türlü sosyal katmanda yaygınlık kazanmış. Geleneksel aile yapısını tehdit ettiği, kadınları önplana çıkardığı ve sınıflara dayalı sosyal düzene ters düştüğü gerekçeleriyle, Roma senatosu uzun mücadeleler vermiş, fakat hiçbir zaman bütünüyle engel olamamıştır. ------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- - Caesar's wife /Sİ:-sız-WAYF/ = kendisinden asla şüphe edilemeyecek saf ve sadık bir zevce. Örnek: like Caesar's wife "Caesar's wife must be above suspicion." = "Sezar'ın karısı hertürlü şüphenin üstünde olmalıdır." Jül Sezar'ın (Julius Caesar) ikinci karısı olan Pompeia Sulla hoş ve güzel bir kadın olmakla birlikte, zekâca pek üstün sayılamayacağı anlaşılıyor. Sezar'ın bu evliliği iç-siyasi bir ittifak şeklinde gerçekleşmişti. M.Ö.62 yılında, Pompeia'nın adı bazı dedikodulara karıştı ve Sezar bunlara inanmamakla birlikte, ünlü "Sezar'ın karısı hertürlü şüphenin üstünde olmalıdır," sözleriyle boşanma yolunu seçti. İlginçten ilginç: Deyimin en ilginç yönü, çoğunlukla mecazi ve cinsellikten uzak bağlamlarda rahatlıkla kullanılabilmesidir: Judges, like Caesar's wife, are supposed to live lives above reproach. Yukardaki cümlede, münhasıran kadın yargıçlar değil, kadın erkek bütün yargıçlar kastediliyor. Ayrıca, aranan ahlaklı olma ölçütü münhasıran "cinsel ahlak" değil "genel ahlak" kavramıdır. İşte diğer örnekler The soldiers were -- like Caesar's wife -- above all suspicion. The purpose of these measures is to make sure the elections -- like Caesar's wife -- above suspicion. Yukardaki ilk cümleye ve bir de şu örneğe dikkat ediniz: Mrs. Filanca's husband, like Caesar's wife, is above all suspicion. Bu ilginçliğin nedeninin açıklamak ise hiç de zor değil. Türkçe'de de "Ayşe'nin kocası, tıpkı Ahmet'in karısı gibi -- hertürlü şüphenin üstündedir," demez miyiz? Ne yani? Bayan filancanın kocası erkek diye, kendisini Sezar'ın eşiyle kıyaslamak için "Sezar'ın kocası gibi" mi diyecektik ?! (like Caesar's Husband ?!) ------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- - crossing the Rubicon rubicon /RU:-bi-K@N/ = dönüşü olmayan, geçildi mi sonuna kadar gitmek kararlılığında olmanız gereken sınır. Rubicon [Latince Rubic, Rubicn-, Rubicon] orta-kuzey İtalya'da bir akarsudur. M.Ö. 49'da Sezar'ın (Julius Caesar) ordusuyla bu hattı geçmesi üzerine iç savaş başlamıştır. Caesar's crossing the Rubicon was a step so consequential that it has come to stand for every fateful step in history ever since. It would seem that President Bush, by invading Iraq and allying himself with the Kurds against the Turkomans and Arabs in northern Iraq, has finally crossed his Rubicon. In my humble opinion, here the author crosses the Rubicon between objective criticism and subjective dislike. ------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- - cynicism, cynic, cynical, cynically /Sİ-nisizm/ /Sİ-nik/ /Sİ-nikıl/ /Sİ-nik-li/ cynicism = Atina'da M.Ö. 400 dolaylarında Antisthenes tarafından kurulan felsefe ekolü. En ünlü takipçisi Diyojen'dir. [Diogenes; d: Sinop (Sinope); ö: Korent (Corinth) -- Hani şu, Büyük İskender'e "Gölge etme, başka ihsan istemem," dediği rivayet olunan sinik (kinik) filozof.] Bir felsefe ekolü olarak Sinisizm'in temel öğretisi disiplinli bir ahlaki yaşam ve dünya zevklerine sırtını dönme anlayışı çevresinde gelişmiştir. Sözcüğün kökeni ise Yunanca "köpek" sözcüğündendir; bu kavram sinik düşünürlere gerek uygar rahatlıkları hakir görerek basit bir hayat yaşamı seçmeleri gerekse çevredeki insanlara karşı "azarlayıcı/şarlayı cı/hırlayıcı" tavırlarından dolayı yakıştırılmıştır. Çağımız İngilizce'sinde "cynicism" kavramı şu tür inanç ve yaklaşımları çatısı altında topluyor: 1. İnsanların çoğunluk bencil ve aşağılık güdülerden güdülendiği kanaati; 2. Ağızdan çıkan sözler ve verilen vaatlerin asıl niyetlerle asla örtüşmediği; davranışların altında yatan nedenlere asla güvenilemeyeceğ i inancı. Örneğin bir siyasetçinin siyasal veya ekonomik reform vaatlerine asla kanmamak, seçmenlerin ise zeka seviyesinden şüphe duymak gerekir; 3. Hayata genelde olumsuz ve karamsar bakış; mizantropi; 4. Çevredeki insanlara karşı aşağılayıcı bir yaklaşım ve alaya alma... There's a flame that leads our souls astray No one's safe from its tender touch of pain And every day it's looking for new slaves To celebrate the beauty of the grave... |
|||
|
11-21-2006, 02:36 PM
Post: #5
|
|||
|
|||
|
RE: ::::Grammar clues::::
if you make it colorful that would be super "Courage is what it takes to stand up and speak. Courage is also what it takes to sit down and listen." Anonymous |
|||
|
11-22-2006, 03:58 AM
Post: #6
|
|||
|
|||
|
RE: ::::Grammar clues::::
There's a flame that leads our souls astray No one's safe from its tender touch of pain And every day it's looking for new slaves To celebrate the beauty of the grave... |
|||
|
12-01-2006, 08:03 AM
Post: #7
|
|||
|
|||
|
RE: ::::Grammar clues::::
thanks |
|||
|
12-01-2006, 09:42 AM
Post: #8
|
|||
|
|||
|
RE: ::::Grammar clues::::
|
|||
|
« Next Oldest | Next Newest »
|








